Kendine İş Değil, Gelir Sistemi Kurmak
Umut Özdemir
Çalışma hayatının en temel denklemlerinden biri oldukça basit:
Zamanımızı veririz, karşılığında para kazanırız.
Bir yerde çalışıyorsanız bunun karşılığı maaş olabilir.
Serbest çalışıyorsanız proje ücreti olabilir.
Danışmanlık yapıyorsanız saatlik ücret olabilir.
Kendi işiniz varsa sattığınız hizmetin karşılığı olabilir.
İsimler değişiyor ama temel denklem bazen aynı kalıyor.
Çalışıyorum → kazanıyorum.
Çalışmayı bırakıyorum → gelir duruyor.
Son zamanlarda kendi çalışma düzenimi kurmaya çalışırken bu konu üzerinde daha fazla düşünüyorum.
Çünkü kendi işini kurmakla kendi gelir sistemini kurmak aynı şey olmayabilir.
Patron değişiyor ama denklem değişiyor mu?
Bir iş yerinde çalışırken zamanımızın belirli bir bölümünü işverene ayırıyoruz ve bunun karşılığında gelir elde ediyoruz.
Kendi işimizi kurduğumuzda doğal olarak daha bağımsız olduğumuzu düşünüyoruz.
Artık patron yok.
Çalışma saatlerini kendimiz belirleyebiliyoruz.
Hangi müşterilerle çalışacağımıza daha fazla karar verebiliyoruz.
Bunların hepsi gerçekten önemli.
Ama başka bir açıdan baktığımda kendime şu soruyu soruyorum:
Gelirimin oluşması hâlâ tamamen benim çalışmama mı bağlı?
Müşteriyi ben buluyorsam...
Görüşmeyi ben yapıyorsam...
Teklifi ben hazırlıyorsam...
İşi ben gerçekleştiriyorsam...
Teslimatı ben yapıyorsam...
Ve bütün bunları yapmayı bıraktığım anda gelir de duruyorsa...
Ekonomik model düşündüğüm kadar değişmiş olmayabilir.
Belki sadece maaş almak yerine müşteriye fatura kesmeye başlamışımdır.
Çalışmadan para kazanmak değil
Burada önemli bir ayrım yapmak istiyorum.
Benim hedefim “hiç çalışmadan para kazanmak” değil.
Zaten bunun gerçekçi bir hedef olduğunu da düşünmüyorum.
Bir sistem oluşturmak için çalışmak gerekiyor.
Bir ürün geliştirmek için çalışmak gerekiyor.
Müşteri kazanmak gerekiyor.
Hizmeti iyileştirmek gerekiyor.
Problemleri çözmek gerekiyor.
Sistemin devamlılığını sağlamak gerekiyor.
Yani ortada yine emek var.
Benim değiştirmek istediğim şey başka:
Aynı geliri her seferinde sıfırdan aynı emeği vererek üretmek zorunda kalmamak.
Bence aradaki fark önemli.
Bir saat çalış, bir saatlik gelir elde et
En klasik model bu.
Bir saatlik emeğinizi satarsınız ve karşılığında para kazanırsınız.
Bu kötü bir model değil.
Hatta birçok meslek için son derece doğal.
Ama matematiksel bir sınırı var.
Günde 24 saatimiz var.
Bunun tamamını zaten çalışamayız.
Dolayısıyla gelirimiz doğrudan çalışma süremize bağlıysa bir noktadan sonra daha fazla kazanmanın yolu:
Daha fazla çalışmak,
veya saatimizin değerini artırmak oluyor.
İkincisi elbette daha sağlıklı.
Fakat yine de temel bağımlılık devam ediyor.
Ben çalışmazsam gelir oluşmuyor.
Özgür çalışma hedefi açısından benim çözmek istediğim problemlerden biri tam olarak bu.
Bir kez yaptığım iş ikinci kez bana ne kazandırıyor?
Artık yaptığım işlere biraz da bu gözle bakmaya çalışıyorum.
Bugün bir şeyi hazırladım.
Peki yarın aynı şeye ihtiyaç duyduğumda ne olacak?
Yeniden sıfırdan mı başlayacağım?
Yoksa bugün yaptığım çalışma yarın bana bir avantaj sağlayacak mı?
Örneğin bir süreç oluşturduysam, bir sonraki müşteride aynı süreci tekrar kullanabilir miyim?
Bir ürün geliştirdiysem onu yalnızca bir kişiye mi satabilirim, yoksa başka insanlar da kullanabilir mi?
Bir yazılım geliştirdiysem her yeni kullanıcı için yeniden mi geliştirmem gerekiyor?
Bir bilgi birikimi oluşturdumsa bunu tekrar tekrar değer üretecek hale getirebilir miyim?
Bence burada çalışma biçimi değişmeye başlıyor.
Bugünkü emeğiniz yalnızca bugünün sonucunu üretmiyor.
Yarının işini de biraz kolaylaştırıyor.
Sistem çalıştığında denklem değişiyor
Bunu üç basit aşamayla düşünüyorum.
İlk aşamada:
Zaman → Para
Çalışıyorum ve karşılığında gelir elde ediyorum.
İkinci aşamada:
Sistem → Para
Daha önce oluşturduğum bir süreç, ürün veya altyapı benim müdahalemi azaltarak tekrar değer üretebiliyor.
Üçüncü aşamada ise:
Sürekli Değer → Tekrarlayan Gelir
Müşteriyle ilişki tek bir satışta sona ermiyor.
Ona düzenli olarak değer sağlamaya devam ediyorum ve bunun karşılığında sürdürülebilir bir gelir oluşuyor.
Benim ulaşmaya çalıştığım yapı bu üç modelden yalnızca birine bağlı kalmamak.
Çünkü hepsinin yeri olabilir.
Bazı işler doğrudan zamanımı gerektirebilir.
Bazıları sistem üzerinden ilerleyebilir.
Bazıları ise düzenli gelir oluşturabilir.
Önemli olan bütün gelirin yalnızca ilk modele bağlı olmaması.
Tek seferlik satış ile ilişki kurmak aynı şey değil
Burada müşteriye bakış açısının da değiştiğini düşünüyorum.
Bir müşteriye bir hizmet satıp işi tamamlayabilirsiniz.
Ödeme gelir.
Teslimat yapılır.
İlişki biter.
Sonra yeni gelir için yeni müşteri bulmanız gerekir.
Yeni müşteri.
Yeni görüşme.
Yeni teklif.
Yeni satış.
Bu döngü sürekli tekrar eder.
Ama müşteriye düzenli olarak değer sağlayabileceğiniz bir hizmetiniz varsa başka bir yapı ortaya çıkıyor.
Müşteri sizden yalnızca bir defa bir şey satın almıyor.
Siz onun için değer üretmeye devam ediyorsunuz.
O da bunun karşılığında düzenli ödeme yapıyor.
Burada benim için önemli olan yalnızca “tekrarlayan gelir” değil.
Tekrarlayan değer.
Çünkü müşteriye sürekli değer sağlamadan sürekli gelir beklemek zaten sürdürülebilir olmaz.
Bugünkü emeğin yarına kalması
Bu yaklaşımın benim için en çekici tarafı burada.
Bugün çalışıyorum.
Ama yaptığım işin bir kısmının yarına kalmasını istiyorum.
Bir süreç.
Bir yazılım.
Bir müşteri ilişkisi.
Bir içerik.
Bir marka.
Bir sistem.
Bir bilgi birikimi.
Bugün harcadığım her saat ertesi gün sıfırlanmak zorunda değil.
Bazı çalışmalar üst üste birikebilir.
Ve zaman içinde küçük parçalar bir araya gelerek benim sürekli müdahaleme daha az ihtiyaç duyan bir yapı oluşturabilir.
Bence gerçek kaldıraç biraz burada ortaya çıkıyor.
Aynı emeğin yalnızca bir kez değil, mümkün olduğunca tekrar değer üretebilmesi.
Gelirin miktarı kadar bağımlılığı da önemli
Eskiden gelir üzerine düşünürken doğal olarak ilk soru şuydu:
Ne kadar kazanıyorum?
Bu hâlâ önemli.
Ama artık ikinci bir soru daha ekliyorum:
Bu gelir bana ne kadar bağımlı?
Ben bir hafta çalışmazsam ne olur?
Gelirin tamamı mı durur?
Bir bölümü devam eder mi?
Müşteriler hizmet almaya devam edebilir mi?
Sistemler çalışabilir mi?
İşler ilerleyebilir mi?
Bence özgür çalışma açısından bu sorular en az gelir miktarı kadar önemli.
Çünkü çok yüksek gelir elde edip o gelirin devamı için sürekli çalışmak zorunda olabilirsiniz.
Daha düşük ama daha sürdürülebilir bir gelir ise size çok daha fazla hareket alanı sağlayabilir.
Yine tek bir doğru cevap yok.
Ama benim aradığım denge giderek daha netleşiyor.
Bir gelir kaynağı değil, gelir yapısı
Belki de hedefimi “bir iş sahibi olmak” şeklinde tanımlamak yerine başka türlü düşünmem gerekiyor.
Bir gelir yapısı oluşturmak.
Bir kısmı aktif çalışmadan gelebilir.
Bir kısmı sistemleşmiş hizmetlerden.
Bir kısmı düzenli müşterilerden.
Bir kısmı tekrar kullanılabilen ürünlerden.
Zaman içinde bunların oranı değişebilir.
Ama amaç tek bir noktaya bağımlı olmamak.
Çünkü yalnızca bir müşteriye bağımlılık risk.
Yalnızca bir gelir kaynağına bağımlılık risk.
Ve bence yalnızca kendi çalışma saatlerimize bağımlı olmak da başka bir risk.
Ben çalışmayı bırakmak istemiyorum
Bütün bunları anlatırken yanlış anlaşılmasını istemediğim bir şey var.
Ben çalışmayı bırakmak istemiyorum.
Üretmeyi seviyorum.
Yeni projeler geliştirmeyi seviyorum.
Bir problemi çözüp ortaya çalışan bir şey çıkarmak hoşuma gidiyor.
Yeni şeyler öğrenmek istiyorum.
İnsanlarla çalışmak istiyorum.
Dolayısıyla hedefim bir gün hiçbir şey yapmadan oturmak değil.
Tam tersine.
Çalışacağım şeyi seçebilmek istiyorum.
Bugün zorunlu olduğu için yaptığım bazı işleri yarın sistemlerin yapmasını istiyorum.
Ben de o zamanı yeni bir şey üretmeye, öğrenmeye veya sadece yaşamaya ayırabilmek istiyorum.
Sanırım benim için gelir özgürlüğünün anlamı tam olarak burada ortaya çıkıyor.
Ben çalışmayı bırakmak istemiyorum.
Sadece gelir elde edebilmek için sürekli çalışmak zorunda kalmak istemiyorum.
Ve kendi işimi kurarken aslında kurmaya çalıştığım şey de giderek daha netleşiyor:
Sadece bir iş değil.
Benimle birlikte çalışan bir gelir sistemi.
Birlikte Geliştirelim
Bu mimari yaklaşım veya teknoloji hakkında daha fazla sorunuz mu var?
Stratejik bir görüşme planlayarak süreci detaylandıralım.