Her Fırsata “Evet” Demek, Özgürlük Değil
Umut Özdemir
Bir süredir kendi çalışma düzenimi kurmaya çalışırken başka bir şeyi daha fark ediyorum:
Fırsatların hepsi gerçekten fırsat olmayabilir.
İlk bakışta biraz garip bir cümle.
Özellikle kendi işinizi geliştirmeye çalışıyorsanız karşınıza çıkan her yeni müşteri, proje veya iş teklifi değerli görünüyor.
Sonuçta amaç iş yapmak ve gelir oluşturmak.
Bu nedenle insanın ilk refleksi genellikle:
“Yapalım.”
oluyor.
Ama bir süre sonra o küçük “evet”lerin takvimde ne kadar büyük bir yer kapladığını görmeye başlıyorsunuz.
Her “evet” aslında başka bir şeye “hayır”
Bir işe evet dediğimizde yalnızca o işi kabul etmiş olmuyoruz.
O iş için zaman ayırmayı da kabul ediyoruz.
Bir saat.
Bir gün.
Belki bir hafta.
Ve zaman sınırsız olmadığı için, aslında verdiğimiz her “evet” başka bir şeyden vazgeçmek anlamına geliyor.
Yeni bir proje geliştirmekten.
Ailemizle geçireceğimiz zamandan.
Dinlenmekten.
Öğrenmek istediğimiz bir şeyden.
Bazen de hiçbir şey yapmadan geçirebileceğimiz birkaç saatten.
Bu nedenle artık bir fırsatı değerlendirirken yalnızca:
“Bundan ne kadar kazanabilirim?”
diye düşünmenin yeterli olmadığına inanıyorum.
Bir soru daha gerekiyor:
“Bunun için ne vereceğim?”
Geliri hesaplamak kolay, zamanı hesaplamak daha zor
Bir işin parasal karşılığını görmek kolay.
10.000 TL.
20.000 TL.
50.000 TL.
Rakam karşımızda.
Ama karşılığında vereceğimiz zamanı aynı açıklıkla görmeyebiliyoruz.
Müşteri görüşmeleri.
Revizeler.
Telefonlar.
Mesajlar.
Takip.
Teslimat.
Sonrasında çıkabilecek problemler...
Bir proje kâğıt üzerinde oldukça kârlı görünürken bütün bunları hesaba kattığınızda tablo değişebilir.
Bu yüzden bir işin gerçek maliyetinin yalnızca para olmadığını düşünüyorum.
Zaman da bir maliyet.
Hatta benim kurmaya çalıştığım hayat açısından belki paradan daha önemli bir maliyet.
Yoğun olmakla ilerlemek aynı şey değil
Burada benim de dikkat etmem gereken başka bir tuzak var.
Yoğun olduğumuzda kendimizi üretken hissedebiliyoruz.
Takvim dolu.
Telefon sürekli çalıyor.
Mesajlar geliyor.
Bir proje bitmeden diğeri başlıyor.
Günün sonunda yorulmuşuz.
O zaman doğal olarak:
“Bugün çok çalıştım.”
diyoruz.
Muhtemelen gerçekten de çok çalışmışızdır.
Ama başka bir soru daha var:
İlerledik mi?
Çünkü çok çalışmakla doğru yönde ilerlemek aynı şey olmayabilir.
Bazen bütün gün küçük ve acil işlerle uğraşıp asıl önemli olan işi hiç yapamamış olabiliyoruz.
Bu nedenle benim için giderek daha önemli hale gelen kelimelerden biri:
Odak.
Her müşterinin sizin müşteriniz olması gerekmiyor
Bunu kabul etmek özellikle işin başlangıcında kolay değil.
Müşteri bulmaya çalışırken bir müşteriye “Bu iş bana uygun değil.” demek insana tuhaf gelebiliyor.
Ama uzun vadede her müşterinin sizin müşteriniz olması gerekmiyor.
Her proje uzmanlığınıza uygun olmayabilir.
Her iş çalışma biçiminize uymayabilir.
Bazı işler kârlı görünse bile gereğinden fazla zaman isteyebilir.
Bazıları ise sizi gitmek istediğiniz yönün tamamen dışına çıkarabilir.
Belki de sağlıklı bir iş kurmanın parçalarından biri, yalnızca hangi işleri yapacağınızı belirlemek değil;
hangi işleri yapmayacağınızı da belirlemek.
“Hayır” demek fırsat kaybetmek mi?
Bu sorunun cevabını ben de hâlâ öğreniyorum.
Çünkü insan bir fırsatı reddettiğinde ister istemez düşünüyor:
“Ya bir daha böyle bir iş gelmezse?”
“Ya bu müşteriyi kaçırırsam?”
“Ya yanlış karar verdiysem?”
Bunlar gerçek endişeler.
Özellikle geliriniz henüz istediğiniz istikrara ulaşmadıysa her fırsatı seçerek değerlendirmek kolay olmayabilir.
Bu yüzden yine kesin kurallardan bahsetmiyorum.
Ama şunu öğrenmeye çalışıyorum:
Her fırsatı kabul etmek zorunda değilim.
Bazen bir işe hayır demek, daha doğru bir işe yer açmak olabilir.
Bazen bir müşteriye hayır demek, mevcut müşterilere daha iyi hizmet vermek olabilir.
Bazen para kazandıracak bir projeye hayır demek, uzun vadede çok daha değerli olacak kendi projenize zaman bırakmak olabilir.
Kurmaya çalıştığım hayatı unutmamak
Sanırım bütün mesele sonunda yine başlangıç noktasına dönüyor.
Ben neden özgür çalışmak istiyorum?
Takvimimi daha fazla doldurmak için mi?
Daha fazla müşteriyle konuşmak için mi?
Günün her saatinde ulaşılabilir olmak için mi?
Hayır.
Ben üretmek istiyorum.
Çalışmak istiyorum.
Para kazanmak istiyorum.
Yeni işler geliştirmek istiyorum.
Ama bunların hepsini yaparken zamanım üzerinde de mümkün olduğunca söz sahibi olmak istiyorum.
Bu nedenle özgür çalışmanın yalnızca:
“İstediğim işi yapabilirim.”
demek olmadığını düşünüyorum.
Belki bir o kadar önemlisi:
“İstemediğim işi yapmak zorunda değilim.”
diyebilecek bir düzen kurabilmek.
Henüz o noktada olduğumu söyleyemem.
Ama gitmek istediğim yönü giderek daha net görüyorum.
Daha fazla iş değil.
Daha doğru işler.
Daha dolu bir takvim değil.
Daha değerli kullanılan bir zaman.
Ve her fırsata “evet” demek yerine,
gerçekten önemli olanlara evet diyebilecek kadar seçici olabilmek.
Birlikte Geliştirelim
Bu mimari yaklaşım veya teknoloji hakkında daha fazla sorunuz mu var?
Stratejik bir görüşme planlayarak süreci detaylandıralım.