Insight İndeksi
Özgür Çalışma Günlüğü

Hazır Olmayı Beklersen, Hiç Başlayamayabilirsin

U

Umut Özdemir

4 dk okuma 73 Okuma
Hazır Olmayı Beklersen, Hiç Başlayamayabilirsin

Bir şeye başlamak için ne zaman gerçekten hazır oluruz?

Son zamanlarda bu soruyu sık sık düşünüyorum.

Çünkü insan hayatında önemli bir değişiklik yapmak istediğinde önüne uzun bir şartlar listesi koyabiliyor.

Biraz daha para biriksin.

İşler biraz daha düzene girsin.

Sistem biraz daha iyi çalışsın.

Riskler biraz daha azalsın.

Biraz daha tecrübe kazanayım.

Sonra başlarım...

İlk bakışta bunların hepsi son derece mantıklı.

Zaten hayatımızı değiştirecek kararları düşünmeden almak gerektiğini de savunmuyorum.

Ama burada fark etmeye başladığım önemli bir ayrım var:

Hazırlanmak başka, hazır olmayı beklemek başka.

Hazırlanmak gerekiyor

Ben özgür çalışmayı, bir sabah uyanıp her şeyi geride bırakmak olarak görmüyorum.

Tam tersine.

Bence mümkün olduğunca hazırlanmak gerekiyor.

Gelir oluşturmak gerekiyor.

Sistem kurmak gerekiyor.

Alternatifler yaratmak gerekiyor.

Riskleri hesaplamak gerekiyor.

Neyin yanlış gidebileceğini düşünmek ve mümkünse bunun için önceden önlem almak gerekiyor.

Bunların hiçbiri korkaklık değil.

Bence bunlar sorumluluk.

Özellikle hayatınızda yalnızca kendinizden sorumlu değilseniz, “Bir şekilde hallederim” demek her zaman cesaret anlamına gelmiyor.

Bazen cesaret kadar plan da gerekiyor.

Ama hazırlık yapmanın da bir noktada tehlikeli bir tarafı ortaya çıkabiliyor.

Hazırlık ne zaman ertelemeye dönüşüyor?

Bir noktadan sonra kendimize yeni şartlar koymaya başlayabiliyoruz.

“Şu da olsun, öyle başlayayım.”

O oluyor.

Bu kez başka bir şey çıkıyor.

“Bunu da halledeyim.”

Onu da hallediyoruz.

Sonra yeni bir eksik buluyoruz.

Ve farkında olmadan hazırlanmakla ertelemek arasındaki çizgiyi geçiyoruz.

Çünkü insanın zihni belirsizliği pek sevmiyor.

Bize garanti vermeyen bir adımın önünde sürekli yeni gerekçeler üretebiliyor.

Belki biraz daha beklersek her şey netleşecekmiş gibi geliyor.

Ama gerçek hayatın böyle çalıştığından artık çok emin değilim.

Kusursuz zaman gerçekten var mı?

Belki de en büyük yanılgılarımızdan biri bu:

Bir gün şartların tamamen uygun olacağını düşünmek.

Yeterli para olacak.

Yeterli zaman olacak.

İşler yolunda gidecek.

Bütün soruların cevabını bileceğiz.

Ve o sabah uyandığımızda kendimizi yüzde yüz hazır hissedeceğiz.

Böyle bir gün gerçekten geliyor mu?

Bilmiyorum.

Ama kendi adıma artık buna çok güvenmiyorum.

Çünkü bir belirsizliği ortadan kaldırdığınızda başka bir belirsizlik ortaya çıkıyor.

Bir problemi çözdüğünüzde yenisini görmeye başlıyorsunuz.

Hayat da siz planınızı tamamlayana kadar olduğu yerde beklemiyor.

Bu nedenle bugün benim için önemli olan şey bütün riskleri ortadan kaldırmak değil.

Yönetemeyeceğim riskleri azaltmak, yönetebileceklerimle yaşamayı öğrenmek.

Küçük adımların değerini daha iyi anlıyorum

Eskiden bir değişiklik yapmayı düşündüğümde sonucu daha çok düşünürdüm.

Şimdi sürece biraz daha farklı bakıyorum.

Büyük bir karar vermeden önce küçük adımlar atılabilir.

Bir fikir denenebilir.

Bir proje geliştirilebilir.

Bir müşteriyle çalışılabilir.

Bir sistem kurulabilir.

Bir gelir modeli test edilebilir.

Olmazsa neden olmadığına bakılır.

Olursa biraz daha geliştirilir.

Böyle bakınca insanın önünde tek ve devasa bir karar yerine, birbirini takip eden daha küçük kararlar oluşuyor.

Bence bunun psikolojik olarak da önemli bir tarafı var.

Çünkü ilk adımda hayatınızın geri kalanına karar vermiyorsunuz.

Sadece bir sonraki adımı atıyorsunuz.

Cesaret korkmamak olmayabilir

Cesaret konusunda da fikrim zamanla değişiyor.

Cesur insanların korkmadığını düşünürdüm.

Şimdi bunun pek gerçekçi olmadığını düşünüyorum.

İnsan geleceğini ilgilendiren önemli bir karar verirken elbette korkabilir.

Ya olmazsa?

Ya düşündüğüm gibi gitmezse?

Ya yanlış karar verirsem?

Bunların hepsi son derece insani sorular.

Belki de cesaret bu soruların ortadan kalkmasını beklemek değildir.

Belki cesaret, bütün cevapları bilmeden de bir sonraki adımı atabilmektir.

Ama burada önemli bir ayrım var.

Bu, gözü kapalı şekilde risk almak anlamına gelmiyor.

Benim aradığım şey kontrolsüz bir cesaret değil.

Hazırlanmış bir cesaret.

Elinden gelen hesabı yapmak.

Mümkün olan altyapıyı kurmak.

Riskleri azaltmak.

Sonra da hiçbir planın yüzde yüz garanti veremeyeceğini kabul etmek.

Ben hâlâ hazırlanıyorum

Ben bugün kendimi “her şeyi çözmüş” biri olarak görmüyorum.

Tam tersine.

Hâlâ eksikler var.

Hâlâ geliştirmem gereken sistemler var.

Hâlâ cevaplarını bilmediğim sorular var.

Muhtemelen ileride bugün hiç düşünmediğim problemlerle de karşılaşacağım.

Ama artık bütün bunların tamamen ortadan kalkacağı günü beklemenin doğru olduğundan emin değilim.

Benim için mesele giderek daha fazla şuna dönüşüyor:

Hazır mıyım?

yerine,

Bugün dünden daha hazırlıklı mıyım?

Eğer cevabım evetse, doğru yönde ilerlediğimi düşünüyorum.

Çünkü belki hiçbir zaman yüzde yüz hazır olmayacağız.

Ama her gün biraz daha hazırlanabiliriz.

Biraz daha öğrenebiliriz.

Biraz daha sistem kurabiliriz.

Biraz daha risk azaltabiliriz.

Ve zamanı geldiğinde, bütün cevaplara sahip olmasak bile bir sonraki adımı atabiliriz.

Ben de artık hazır olacağım günü beklemek yerine,

o güne her gün biraz daha hazırlanmayı tercih ediyorum.

Birlikte Geliştirelim

Bu mimari yaklaşım veya teknoloji hakkında daha fazla sorunuz mu var? Stratejik bir görüşme planlayarak süreci detaylandıralım.