Insight İndeksi
Özgür Çalışma Günlüğü

Çalışmak İstiyorum, Ama Hayatımı İşe Göre Yaşamak İstemiyorum

U

Umut Özdemir

7 dk okuma 64 Okuma
Çalışmak İstiyorum, Ama Hayatımı İşe Göre Yaşamak İstemiyorum

Uzun zamandır çalışma hayatıyla ilgili kafamı kurcalayan oldukça basit bir soru var:

Hayatımızı çalışmak için mi düzenlemeliyiz, yoksa çalışma düzenimizi yaşamak istediğimiz hayata göre mi kurmalıyız?

Benim bu soruya verdiğim cevap zamanla giderek netleşti.

Çalışmak istiyorum.

Üretmek istiyorum.

Yeni projeler geliştirmek, insanlarla tanışmak, sorunlara çözüm bulmak ve ortaya değerli bir şey çıkarmak istiyorum.

Ama hayatımı tamamen işe göre yaşamak istemiyorum.

Çalışmaktan kaçmak gibi bir hedefim yok

“Özgür çalışma” denildiğinde bazen insanların aklına hiç çalışmadan para kazanmak geliyor.

Benim aradığım şey bu değil.

Hatta kendimi tanıdığım kadarıyla tamamen çalışmadan yaşayabileceğimi de düşünmüyorum.

Yeni bir fikir üzerinde düşünmek, bir sistem geliştirmek, bir problemin çözümünü aramak ve sonunda çalışan bir şey ortaya çıkarmak bana keyif veriyor.

Dolayısıyla değiştirmek istediğim şey çalışmanın kendisi değil, çalışma biçimi.

Sabah belirli bir saatte belirli bir yerde olmak zorunda olduğum, günümün büyük bölümünün önceden belirlenmiş saatlere göre şekillendiği ve kendi zamanımı yönetemediğim bir düzenin hayatımın geri kalanında devam etmesini istemiyorum.

Çünkü zaman geçtikçe bir şeyi çok daha iyi anlıyorum:

Para tekrar kazanılabiliyor. Zaman ise geri gelmiyor.

Benim için özgürlük, zamanımı yönetebilmek

Özgürlük benim için hiç çalışmamak anlamına gelmiyor.

Sabah çalışmak istersem sabah çalışabilmek.

Akşam daha verimliysem akşam çalışabilmek.

Bir gün beş saat çalışıp başka bir gün iki saat çalışabilmek.

Bilgisayarımı alıp evimde, başka bir şehirde veya uygun herhangi bir yerde işimi sürdürebilmek.

Bir gün aileme, kendime veya yapmak istediğim başka bir şeye daha fazla zaman ayırmam gerektiğinde bütün düzenimin bozulmaması.

Kısacası ben iş hayatımdan vazgeçmek istemiyorum.

İş hayatımın sahibi olmak istiyorum.

Bence ikisi arasında büyük bir fark var.

İstemek kolay, sistemi kurmak zor

“İstediğim yerden çalışacağım.”

“Çalışma saatlerimi kendim belirleyeceğim.”

“İnternetten işlerimi yöneteceğim.”

Bunları söylemek kolay.

Bunları gerçekten mümkün hale getirecek bir sistem kurmak ise çok daha zor.

Çünkü belirli bir maaşa ve klasik çalışma düzenine bağlı kalmak istemiyorsanız birçok sorunun cevabını kendiniz bulmanız gerekiyor.

Müşteriler nereden gelecek?

Gelir nasıl süreklilik kazanacak?

Siz bilgisayarın başında olmadığınızda işler ne olacak?

Müşteri talepleri nasıl yönetilecek?

Her gün tekrar edilen işleri kim yapacak?

Yeni müşteriler sisteme nasıl dahil olacak?

Birlikte çalıştığınız insanlar süreçleri nasıl takip edecek?

Bir gün birkaç saat bilgisayarın başına oturamadığınızda bütün sistem duracak mı?

Benim son dönemde üzerinde en fazla düşündüğüm konular bunlar.

Ve bu sorular beni önemli bir noktaya getirdi.

Ben aslında yalnızca yeni işler kurmaya çalışmıyorum.

Kendi üzerimde mümkün olduğunca az operasyonel yük oluşturan sistemler kurmaya çalışıyorum.

Bir iş kurmakla bir sistem kurmak aynı şey değil

Bir şirket kurabilirsiniz.

Bir internet sitesi açabilirsiniz.

Müşteri bulabilirsiniz.

İyi para da kazanabilirsiniz.

Ama bütün işler hâlâ sizin üzerinizden geçiyorsa kendinize sadece yeni bir iş yaratmış olabilirsiniz.

Üstelik bu yeni iş bazen bıraktığınız işten bile daha fazla zamanınızı alabilir.

Benim ulaşmak istediğim nokta bu değil.

Bir işi geliştirirken aynı zamanda kendimi o işin günlük operasyonlarının merkezinden mümkün olduğunca çıkarmak istiyorum.

Müşteri yapabileceği işlemi kendisi yapabilsin.

Bir sistemin yapabileceği işi sistem yapsın.

Otomatikleştirilebilecek bir süreç her gün tekrar tekrar insan eliyle yürütülmesin.

İnsanların zamanı gerçekten insana ihtiyaç duyulan işlerde kullanılsın.

Benim teknolojiye bakışım da büyük ölçüde buradan geliyor.

Teknolojinin amacı daha çok çalışmak olmamalı

Bugün teknoloji bize geçmişte sahip olmadığımız inanılmaz imkânlar sunuyor.

Yapay zekâ bunun en güncel örneklerinden biri.

Bugün tek başıma geçmişte çok daha büyük ekipler gerektirebilecek işleri yapabiliyorum.

Bir fikir üzerinde çalışabiliyorum.

Yazılım geliştirebiliyorum.

İçerik hazırlayabiliyorum.

Araştırma yapabiliyorum.

Farklı ihtimalleri çok daha hızlı değerlendirebiliyorum.

Ama burada önemli bir tercih olduğunu düşünüyorum.

Teknoloji sayesinde bir işi eskiden sekiz saatte yaparken artık üç saatte yapabiliyorsak önümüzde iki yol var.

Birincisi, boşalan beş saati daha fazla işle doldurmak.

İkincisi ise aynı işi üç saatte tamamlayıp kazandığımız zamanın bir bölümünü hayatımıza geri vermek.

Ben ikinci yolu tercih etmek istiyorum.

Teknolojiyi hayatımı daha fazla işle doldurmak için değil, hayatımda işe ayırmak zorunda olduğum zamanı azaltmak için kullanmak istiyorum.

Bence gelecekte çalışma hayatımızı değiştirecek asıl meselelerden biri de bu olacak.

Senin De Siten Olsun bu düşüncenin gerçek denemelerinden biri

Son dönemde üzerinde çalıştığım projelerden biri Senin De Siten Olsun, yani SDSO.

Dışarıdan bakıldığında SDSO'yu bir web sitesi hizmeti olarak görmek mümkün.

Ama benim açımdan projenin arkasında daha büyük bir düşünce var.

Müşteri mümkün olduğunca kendi işlemlerini yapabilsin.

Sipariş süreçleri sistem üzerinden ilerleyebilsin.

Başvurular dijital olarak alınabilsin.

Tekrar eden işlemler mümkün olduğunca otomatikleşsin.

Benimle çalışmak isteyen freelancerlar belirli bir ofise veya klasik mesai düzenine bağlı olmak zorunda kalmasın.

Herkes bulunduğu yerden sisteme katkı sağlayabilsin.

Ben de günümü onlarca küçük operasyonel işle uğraşarak geçirmek yerine sistemi geliştirmeye, yeni fikirler üretmeye ve gerçekten insan müdahalesi gereken konulara odaklanabileyim.

Henüz yolun başındayım.

Kurmak istediğim yapı tamamlanmış değil.

Ama SDSO benim için bu çalışma modelinin gerçek hayattaki önemli denemelerinden biri.

Yalnızca kendim için özgürlük istemiyorum

Bu yolculuğun benim için önemli olan başka bir tarafı daha var.

Bir gün kendi zamanımı yönetebildiğim özgür bir çalışma düzeni kurup, benimle çalışan insanların yine sabah belirli bir saatte çalışmak zorunda olduğu klasik bir yapı oluşturmak bana çok anlamlı gelmiyor.

Elbette birlikte çalışmanın kuralları olacak.

Müşteriye karşı sorumluluklarımız olacak.

Etik kurallar olacak.

Verilen sözlerin tutulması gerekecek.

İnsanların birbirlerine ve yaptıkları işe karşı sorumlulukları olacak.

Ama bunların dışında çalışma zamanını, yerini ve yöntemini mümkün olduğunca insanların kendilerinin belirleyebilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Bir freelancer sabah daha verimli çalışıyorsa sabah çalışabilmeli.

Bir başkası akşam daha verimliyse akşam çalışabilmeli.

Birisi İstanbul'da olabilir.

Bir başkası Ankara'da, İzmir'de veya küçük bir Anadolu şehrinde olabilir.

Sistem doğru kurulmuşsa bulunduğu yerden çok, oluşturduğu değer önemli olmalı.

Benim kurmaya çalıştığım yapının önemli parçalarından biri de bu.

Belki aradığım şey iş-yaşam dengesi değil

“İş-yaşam dengesi” çok sık kullanılan bir ifade.

Ama ben konuya artık biraz farklı bakıyorum.

Çünkü bu ifade bazen işi ve yaşamı birbirinden tamamen ayrı iki şey gibi gösteriyor.

Ben çalışmayı hayatımdan çıkarmak istemiyorum.

Benim hedefim daha çok şu:

Çalışmanın hayatımın doğal bir parçası olduğu ama hayatımın tamamını yönetmediği bir düzen.

Bazı günler çok çalışabilirim.

Bir proje beni gerçekten heyecanlandırdığında saatlerin nasıl geçtiğini anlamadan bilgisayarın başında kalabilirim.

Bunda bir sorun görmüyorum.

Sorun, bunu her gün yapmak zorunda olmak.

Benim için özgürlük biraz da burada başlıyor.

Zorunlulukların azalması ve seçimlerin artması.

Bu seri bir başarı hikâyesi değil

Burada önemli bir noktayı özellikle belirtmek istiyorum.

Bu yazıları bütün bunları başarmış ve şimdi insanlara nasıl yapılacağını anlatan biri olarak yazmıyorum.

Ben de hâlâ bu sistemi kuruyorum.

Bazı şeyleri doğru yapacağım.

Bazı yerlerde hata yapacağım.

Bazı projeler beklediğim gibi ilerlemeyebilir.

Bazı fikirlerden vazgeçebilirim.

Bazıları ise düşündüğümden çok daha iyi sonuç verebilir.

Tam da bu nedenle bu süreci yazmak istiyorum.

Yalnızca sonuçları değil, sonuca giderken yaşananları da paylaşmak istiyorum.

Kurmak istediğim çalışma modelini…

SDSO'yu nasıl geliştirdiğimi…

Freelancerlarla nasıl bir çalışma modeli oluşturmaya çalıştığımı…

Otomasyonun gerçekten nerelerde işe yaradığını…

Yapay zekânın çalışma biçimimi nasıl değiştirdiğini…

Farklı gelir kaynaklarını nasıl oluşturmaya çalıştığımı…

Ve bütün bunların sonunda gerçekten daha fazla zaman kazanıp kazanamadığımı…

Bu seride bunlardan bahsedeceğim.

Ulaşmak istediğim yer aslında oldukça sade

Devasa bir şirket kurmak gibi bir hedefim yok.

Yüzlerce çalışanı olan büyük bir organizasyonu yönetmek de hayalim değil.

İstediğim şey daha sade.

Yaptığım işlerden yeterli gelir elde edebilmek.

İşlerimi internet üzerinden yönetebilmek.

Tekrar eden işleri mümkün olduğunca sistemlere bırakabilmek.

Benimle çalışan insanların da kendi çalışma özgürlüklerini koruyabilmesi.

İstediğim yerden çalışabilmek.

Ve günün sonunda hayatımı yaşayabilecek kadar zamanımın kalması.

Belki bütün bu yolculuğu tek cümleyle anlatmam gerekirse şöyle söylerdim:

Daha az çalışmanın değil, daha özgür çalışmanın yolunu arıyorum.

Bu yolculuğun sonunda tam olarak nereye ulaşacağımı ben de bilmiyorum.

Ama artık yalnızca sonucu değil, yolu da kaydetmek istiyorum.

Bu blog serisi de tam olarak bunun için var.

Bir sonraki yazıda biraz daha temel bir sorunun peşinden gideceğim:

Zamanımı geri kazanmak benim için gerçekten ne anlama geliyor?

Çünkü sanırım kurmaya çalıştığım bütün sistemlerin başlangıç noktası tam olarak burada.

Birlikte Geliştirelim

Bu mimari yaklaşım veya teknoloji hakkında daha fazla sorunuz mu var? Stratejik bir görüşme planlayarak süreci detaylandıralım.