Insight İndeksi
Özgür Çalışma Günlüğü

Bir İş Kurmak Değil, Bir Sistem Kurmak İstiyorum

U

Umut Özdemir

9 dk okuma 69 Okuma
Bir İş Kurmak Değil, Bir Sistem Kurmak İstiyorum

Özgür Çalışma Günlüğü'nün ilk iki yazısında çalışma hayatımla ilgili değiştirmek istediğim iki temel şeyden bahsettim.

İlki, çalışmanın kendisi değil çalışma biçimiydi.

İkincisi ise zamanımı daha fazla kendim yönetebilmekti.

Bugün biraz daha zor bir soruya geliyorum:

Bunu nasıl yapacağım?

Çünkü bir şeyi istemekle onu gerçekten mümkün hale getirmek arasında büyük bir mesafe var.

“İstediğim yerden çalışacağım.”

“Çalışma saatlerimi kendim belirleyeceğim.”

“Bir yere bağlı kalmadan işlerimi yöneteceğim.”

Bunların hepsi kulağa güzel geliyor.

Ama kurduğunuz iş siz bilgisayarın başına oturmadığınız anda duruyorsa, aslında ne kadar özgürsünüz?

Benim son dönemde üzerinde en fazla düşündüğüm konulardan biri bu.

Ve giderek daha net gördüğüm bir şey var:

Benim bir iş kurmam yetmez. Bir sistem kurmam gerekiyor.

Kendi işini kurmak her zaman özgürlük anlamına gelmiyor

Uzun yıllardır girişimcilikle ilgili en sık duyduğumuz cümlelerden biri şu:

“Kendi işinin patronu ol.”

İlk bakışta çok güzel bir fikir.

Ama işin içine girince bunun her zaman beklediğimiz sonucu vermediğini görüyoruz.

Bir şirket kurabilirsiniz.

Müşterileriniz olabilir.

İyi gelir elde edebilirsiniz.

Kimse size sabah kaçta işe başlayacağınızı söylemeyebilir.

Ama sabah telefonunuz müşterilerin mesajlarıyla doluyorsa...

Siparişler sizin onayınızı bekliyorsa...

Fiyatları yalnızca siz verebiliyorsanız...

Her müşteriyle sizin konuşmanız gerekiyorsa...

Her problemi sizin çözmeniz gerekiyorsa...

Ve siz bir gün ortadan kaybolduğunuzda bütün işler yavaşlıyorsa...

Teknik olarak kendi işiniz olabilir.

Ama zaman açısından düşündüğümüzde kendinize başka bir iş yaratmış olabilirsiniz.

Bazen daha ağırını.

Benim kaçınmak istediğim nokta tam olarak burası.

Patronu değiştirmek istemiyorum

Klasik bir işte patronunuz vardır.

Kendi işinizi kurduğunuzda patron ortadan kalkmış gibi görünür.

Ama doğru sistemi kuramazsanız bu kez müşterileriniz, telefonunuz, siparişleriniz, e-postalarınız ve yapılacak işler listeniz patronunuz olabilir.

Sabah sizi onlar uyandırır.

Akşam çalışmayı ne zaman bırakabileceğinize onlar karar verir.

Tatile gittiğinizde bile telefonunuzdan uzaklaşamazsınız.

Bu nedenle benim hedefim sadece:

“Artık kendi işimi yapıyorum.”

diyebilmek değil.

Asıl hedefim:

“İşlerimi benim sürekli müdahaleme ihtiyaç duymadan yürütebilecek bir yapıya dönüştürebiliyorum.”

diyebilmek.

Aradığım fark burada.

Sistem dediğim şey nedir?

“Sistem kurmak” biraz büyük ve teknik bir ifade gibi gelebilir.

Benim kastettiğim aslında oldukça basit.

Bir işin her seferinde yeniden düşünülmesine gerek kalmadan, belirlenmiş bir yöntemle ilerleyebilmesi.

Mesela bir müşteri hizmet satın almak istiyor.

İlk soru şu:

Müşteri mutlaka bana ulaşmak zorunda mı?

Belki web sitesinden ihtiyacı olan hizmeti görebilir.

Fiyatı öğrenebilir.

Gerekli bilgileri doldurabilir.

Siparişini verebilir.

Ödemesini yapabilir.

Süreç hakkında otomatik olarak bilgilendirilebilir.

Bu adımların tamamında neden mutlaka bir insan bulunmak zorunda olsun?

Elbette bazı aşamalarda insan gerekir.

Ama sistemin yapabileceği işi sürekli bir insanın yapması bana çok verimli gelmiyor.

Benim sistem anlayışım biraz burada başlıyor.

Tekrarlanabilen işi tanımlamak, standartlaştırmak ve mümkün olduğu kadar insana ihtiyaç duymadan çalışabilir hale getirmek.

Her şeyi otomatikleştirmek istemiyorum

Burada önemli bir ayrım yapmak gerekiyor.

Sistem kurmak, insanı tamamen ortadan kaldırmak anlamına gelmiyor.

Bence böyle bir hedef zaten doğru değil.

Bir müşteri bazen gerçek bir insanla konuşmak ister.

Bazı problemler standart değildir.

Bazı kararlar yorum gerektirir.

Bazı durumlarda empati gerekir.

Bir freelancerın desteğe ihtiyacı olabilir.

Bir müşteri ne istediğini tam olarak ifade edemeyebilir.

Bu noktada insan devreye girmeli.

Benim istediğim, insanın değerini azaltmak değil.

Tam tersine:

İnsan zamanını gerçekten insana ihtiyaç duyulan işlere ayırabilsin.

Bir formdan gelen bilgiyi başka bir ekrana elle kopyalamak için insan kullanmak istemiyorum.

Ama müşterinin problemini anlamak için insan istiyorum.

Her sipariş geldiğinde aynı bilgilendirme mesajını manuel göndermek istemiyorum.

Ama müşteri farklı bir durum yaşadığında onunla konuşacak bir insan olmalı.

Sistem kurma anlayışımın merkezinde biraz da bu ayrım var.

SDSO benim için bu düşüncenin laboratuvarlarından biri

Senin De Siten Olsun projesini geliştirirken bu yaklaşımı mümkün olduğunca uygulamaya çalışıyorum.

Dışarıdan bakıldığında SDSO bir web sitesi hizmeti.

Ama benim tarafımdan bakıldığında aynı zamanda bir sistem deneyi.

Müşteri mümkün olduğunca kendi siparişini oluşturabilsin.

Süreçlerin önemli bölümü web üzerinden ilerlesin.

Başvurular sistem üzerinden alınabilsin.

Freelancer veya iş ortağı olmak isteyen kişiler gerekli adımları kendileri tamamlayabilsin.

Siparişlerin ve başvuruların durumu takip edilebilsin.

Tekrar eden işler otomatikleşsin.

Ben her işlemin merkezinde bulunmak zorunda kalmayayım.

Bunun iki önemli sonucu var.

Birincisi benim zamanımı koruyor.

İkincisi sistem büyüdüğünde aynı işi yapmak için sürekli yeni operasyon yükü oluşturmuyor.

Benim için asıl ölçeklenebilirlik de burada başlıyor.

On müşteri ile yüz müşteri arasındaki fark ne olacak?

Bir sistem tasarlarken kendime sormaya çalıştığım önemli sorulardan biri şu:

Bugün 10 müşteriyle çalışan yapı yarın 100 müşteri geldiğinde ne olacak?

Eğer müşteri sayısı on katına çıktığında benim yapmam gereken manuel işler de on katına çıkıyorsa orada ciddi bir problem var.

Çünkü bu durumda büyüme beraberinde özgürlük değil, daha fazla iş getiriyor.

İş arttıkça daha fazla telefon.

Daha fazla mesaj.

Daha fazla kontrol.

Daha fazla takip.

Daha fazla zaman.

Bu şekilde büyümek benim aradığım şey değil.

Bunun yerine müşteri sayısı arttığında sistemin yükün önemli bir bölümünü karşılayabilmesini istiyorum.

Elbette sıfır ek iş diye bir şey olmayabilir.

Ama büyüme ile operasyonel yükün birebir aynı hızda artmasını engellemek mümkün olmalı.

Bence iyi sistemin özelliklerinden biri de bu.

Ben olmadığımda ne oluyor?

Bir işi değerlendirirken kendime sormaya başladığım başka bir soru daha var:

Ben bugün burada olmazsam ne olur?

Sipariş alınabilir mi?

Müşteri bilgiye ulaşabilir mi?

Bir freelancer işini sürdürebilir mi?

Sistem kayıt tutabilir mi?

Bir problem çıktığında bunun farkına varabilir miyiz?

Bir müşteri ne yapması gerektiğini anlayabilir mi?

Eğer cevapların tamamı “Umut'un bilgisayar başına oturması gerekiyor” ise henüz sistem kuramamışım demektir.

Bu sorunun biraz rahatsız edici ama çok faydalı olduğunu düşünüyorum.

Çünkü bize şirketimizin gerçekten ne kadar bağımsız olduğunu gösteriyor.

Kendimi sistemden tamamen çıkarmak istemiyorum

Burada amacım yanlış anlaşılmasın.

Kuracağım projelerden kopmak istemiyorum.

Tam tersine onların içinde olmak istiyorum.

Ama rolümü değiştirmek istiyorum.

Gün boyu küçük operasyonların peşinden koşan kişi olmak yerine;

sistemin nasıl çalıştığını izleyen,

neyin geliştirilebileceğini düşünen,

yeni fikirler üreten,

önemli kararları veren,

müşteri deneyimini geliştiren,

birlikte çalıştığım insanların önündeki engelleri kaldıran

kişi olmak istiyorum.

Başka bir ifadeyle:

İşin içinde olmak istiyorum ama işin kendisi olmak istemiyorum.

Bu cümle benim için oldukça önemli.

Çünkü sistem tamamen size bağlıysa siz sistem değilsinizdir; sistem sizsinizdir.

Ve bu ikisi arasında büyük fark var.

Freelancerlarla kurmak istediğim yapı da bundan farklı değil

Bu düşünce yalnızca benim çalışma özgürlüğümle ilgili değil.

Benimle çalışan insanların da aynı modele yaklaşabilmesini istiyorum.

Bir freelancerın sürekli benden talimat beklediği bir yapı kurmak istemiyorum.

“Şimdi ne yapacağım?”

“Bunu kime soracağım?”

“Bu işlem nasıl ilerliyor?”

“Bu müşteri için ne yapmalıyım?”

gibi soruların önemli bölümünün cevabı sistemde bulunabilmeli.

Kurallar net olmalı.

Süreç net olmalı.

Sorumluluklar net olmalı.

İnsan neyi yapabileceğini ve hangi noktada destek istemesi gerektiğini bilmeli.

Böylece özgürlük yalnızca benim tarafımda kalmaz.

Benimle çalışan kişi de kendi işini daha bağımsız biçimde yönetebilir.

Bence gerçek sistem biraz da budur.

İnsanları sürekli yönlendirmeye ihtiyaç duymadan birlikte çalışabilmek.

Yapay zekâ burada önemli bir araç haline geliyor

Son dönemde yapay zekânın çalışma biçimimde büyük bir etkisi olduğunu görüyorum.

Ama onu yalnızca içerik yazdıran veya soru cevaplayan bir araç olarak görmüyorum.

Benim için daha ilginç tarafı, sistem kurma hızını artırması.

Bir fikri daha hızlı test edebiliyorum.

Bir yazılımın nasıl çalışması gerektiğini daha hızlı planlayabiliyorum.

Problemleri daha hızlı analiz edebiliyorum.

Dokümantasyon oluşturabiliyorum.

Tekrar eden bazı zihinsel işleri hızlandırabiliyorum.

Bazen tek başıma geçmişte birkaç farklı uzmanlık gerektirebilecek işleri ilerletebiliyorum.

Bu, özellikle küçük yapılar için çok büyük bir avantaj.

Ama burada yine aynı noktaya dönüyorum:

Amaç yapay zekâ sayesinde daha fazla iş yüklenmek değil.

Aynı sonucu daha az operasyonel yükle elde edebilmek.

Teknolojinin benim için anlamı burada.

Bir sistem hiçbir zaman bitmiyor

Sistem kurmanın ilginç taraflarından biri de şu:

Hiçbir zaman gerçekten “tamamlandı” diyemiyorsunuz.

Bir süreç kuruyorsunuz.

Kullanıyorsunuz.

Bir problem çıkıyor.

Düzeltiyorsunuz.

Başka bir ihtiyaç ortaya çıkıyor.

Yeni bir özellik ekliyorsunuz.

Sonra bazı şeylerin gereksiz olduğunu fark edip çıkarıyorsunuz.

Ben de şu anda tam olarak bu sürecin içindeyim.

SDSO'da da diğer projelerimde de birçok şeyi deniyorum.

Bazı kararlar doğru çıkıyor.

Bazılarını değiştirmek zorunda kalıyorum.

Bazen çok önemli sandığım bir özellik kullanılmıyor.

Bazen küçük gördüğüm bir detay bütün süreci kolaylaştırıyor.

Bu yüzden artık sistem kurmayı bir defalık bir proje olarak değil, sürekli gelişen bir süreç olarak görüyorum.

Sistemin amacı insanı sisteme hapsetmek olmamalı

Bence burada çok önemli bir risk var.

Bazen sistem kurarken o kadar çok kural ve prosedür oluşturuyoruz ki bu kez insanlar sisteme hizmet etmeye başlıyor.

Ben bunu da istemiyorum.

Sistemin amacı hayatımızı kolaylaştırmak olmalı.

İnsan sistem için değil, sistem insan için çalışmalı.

Bir prosedür gereksizse kaldırılabilmeli.

Bir onay hiçbir şey kazandırmıyorsa neden var olduğu sorgulanmalı.

Bir iş iki adımda yapılabiliyorsa neden yedi adıma bölündüğü sorulmalı.

Bir rapora hiç kimse bakmıyorsa neden üretildiği düşünülmeli.

Bence iyi sistem yalnızca otomasyon değil.

Gereksiz olanı ortadan kaldırmak da sistem tasarımının bir parçası.

Başarıyı artık başka türlü ölçmek istiyorum

Bir iş büyüdüğünde ilk baktığımız şey genellikle ciro oluyor.

Kaç müşteri var?

Ne kadar satış yapıldı?

Ne kadar para kazanıldı?

Elbette bunlar önemli.

Ben de bunlara bakacağım.

Ama kendi hayatım açısından başka göstergeler de eklemek istiyorum.

Bu iş bana ne kadar zaman bırakıyor?

Ben olmadan ne kadar ilerleyebiliyor?

Tekrarlanan işlerin ne kadarı otomatik?

Müşteri kendi işlemlerinin ne kadarını yapabiliyor?

Birlikte çalıştığım insanlar ne kadar bağımsız hareket edebiliyor?

Bir gün çalışmadığımda sistem tamamen duruyor mu?

Bence bunların cevapları benim için en az gelir kadar önemli olacak.

Çünkü yüksek gelir elde edip hayatımın tamamını o sistemi ayakta tutmaya harcıyorsam, kendi hedefim açısından başarılı olduğumu söylemem zor.

Kurmaya çalıştığım şey aslında bir hayat modeli

Giderek şunu fark ediyorum:

SDSO, diğer dijital projeler, otomasyonlar ve freelancer sistemi ayrı ayrı işler gibi görünse de benim tarafımdan bakıldığında hepsi aynı hedefe hizmet ediyor.

Zamanımı ve çalışma biçimimi daha fazla kendimin yönetebileceği bir hayat oluşturmak.

Bu nedenle sistem kurmayı yalnızca ticari bir tercih olarak görmüyorum.

Bu benim için bir yaşam tercihi.

Ben bir gün bilgisayarımı kapattığımda her şeyin karanlığa gömüldüğü bir düzen istemiyorum.

Bir süre başka bir şehirde olduğumda işlerimin tamamen durmasını istemiyorum.

Bir gün kendime veya aileme zaman ayırdığım için işimin cezalandırdığı bir yapı kurmak istemiyorum.

İşimin hayatımı desteklemesini istiyorum.

Hayatımın tamamını işime vermek istemiyorum.

Henüz orada değilim

Bu yazılarda özellikle aynı şeyi tekrar tekrar söylemek istiyorum.

Bunları tamamlamış biri olarak anlatmıyorum.

Ben de hâlâ sistemlerin içindeyim.

Hâlâ manuel yaptığım işler var.

Hâlâ bana bağlı süreçler var.

Hâlâ çözmeye çalıştığım problemler var.

Hâlâ çok çalıştığım günler var.

Ama artık her yeni işi değerlendirirken başka bir soru soruyorum:

“Bunu bugün nasıl yaparım?” yerine “Bunu bir daha yapmak zorunda kalmayacağım şekilde nasıl kurarım?”

Bence benim açımdan önemli değişim burada başladı.

Bir iş değil, bir sistem

Sonunda ulaşmak istediğim nokta oldukça açık.

Çalışmaya devam edeceğim.

Yeni projeler geliştireceğim.

Müşterilerle çalışacağım.

İnsanlarla birlikte işler üreteceğim.

Ama bütün bunların benim sürekli fiziksel veya zihinsel varlığıma bağlı olmadığı bir yapı kurmak istiyorum.

Çünkü benim için gerçek özgürlük;

iş sahibi olmak değil,

işin her saniye size ihtiyaç duymadığı bir sistem sahibi olabilmek.

Belki bunu tek cümleyle özetlemek gerekirse:

Ben kendime yeni bir iş yaratmak değil, hayatıma daha fazla alan açacak bir sistem kurmak istiyorum.

Henüz sistem tamamlanmadı.

Ama her gün biraz daha yaklaşmaya çalışıyorum.

Bir sonraki yazıda bu yolculuğun en önemli araçlarından birine geçeceğim:

Teknolojiyi insanların yerine değil, insanlara zaman kazandırmak için nasıl kullanabiliriz?

Birlikte Geliştirelim

Bu mimari yaklaşım veya teknoloji hakkında daha fazla sorunuz mu var? Stratejik bir görüşme planlayarak süreci detaylandıralım.